Günümüzün Bremen Mızıkacıları: Punch, Wilson ve Diğerleri

An AI-crafted visual

Bundan elli yıl önce bugün aslında bir distopyaydı. İnsanlar yüzyıllardır felaketler yaşamaya alışkınsa da pek çoğunun ard arda yaşanması dünyanın sonunu çağrıştırmaktan öteye geçmiyordu zihinlerinde. Şimdiyse salgınlar, ekonomik çöküntüler, savaşlar, doğal afetler… Ardı arkası kesilmeyen bir felaket zincirine dolandı kaldı ayağımız sanki. Yoksa dünyanın sonuna mı doğduk vesveseleri borsada işlem görüyor olsa hiç şüphesiz pandemide rekor üstüne rekor kırardı.


Geçmişin distopyasında yaşam sadece biz insanlar için zorlu değil elbette. Punch mesela, annesini kaybetmiş. Bir oyuncağı var, mutlaka görmüşsünüzdür. Her an ona sarılıyor. Uyurken, dolaşırken… O da yas tutuyor. Hatta günümüzde artan bir eğilim olan zorbalıkla da mücadele ediyor, yalnız kalmışlık hissiyle mücadele ettiği gibi. Neyse ki şu aralar biraz mutlu. Artık bir eşi var. Daha az yalnız hissediyor. Daha umutlu belki… Aslında size bir sır vereyim mi? Konu sadece Punch’la ilgili değil :)


Wilson, lo siento! Selde bir tahta parçası üzerinde sürüklenen ve videodaki düzenleme sebebiyle adını Wilson zannettiğimiz horoz aslında isimsiz. Peki Wilson kim? Bir voleybol topu. Şaka yapmıyorum. Gelin size gerçekleri anlatayım. Bu ses 2000 yapımı “Cast Away” filmine ait. Issız bir adada uçak kazası sonrası tek başına uyanan bir adamın hikayesini anlatır film. Wilson da zaman içinde kendine ada arkadaşı seçtiği voleybol topudur. Daha çocukken bir gece babam ısrarlarıma dayanamayıp onunla sabahlamama izin vermişti ve o gece televizyonda bu film vardı. Heyecanımı tarif edemem. Bu sebepledir ki filmin yeri bende ayrı. Horozu da Wilson’ı da sevgiyle selamlıyorum.

 

Peki ekibin diğer üyeleri, onlar neredeler? Biri Antarktika’daydı. Ne yazık ki şu an aramızda değil. Encounters at the End of the World isimli belgeselin viral olan parçasıyla tanıdık onu. Sürüden ayrılan penguen… Bireylerin içindeki her şeyi geride bırakma duygusunu tetikledi ve onunla duygusal bağ kurdular. Hatta desteklediler, felsefelerine kanıt bulmuşçasına sevindiler. Ancak doğal yaşam pek de günlük güneşlik değildi oralarda. Sürüden ayrılmak, tehlike demekti. Penguenler kapitalizmden, nihilizmden bi’ haberlerdi aslında. O sadece sürüsünden ayrılmıştı. Arkasından yapılan reklam çalışmalarından da, gidişini destekleyenlerden de haberi yoktu. Bir başkaldırı sayılır mıydı? Belki, ama bunu bilmek için, eğer varsa, sonraki hayatımızda bir penguen olmak gerekir.

 

Gelin bir de Çin’e uzanalım. Köpek eti dükkânı işleten hırsızlar tarafından kaçırılan yedi köpek, iki günde 17 km yol yürüyerek sahiplerine döndüler. Bu distopyada kimisi evinden ayrılıyor, kimisi evine dönmek için saatlerce durmadan yürüyor işte. Aslında ben, siz, Punch, Wilson ya da Corgi hepimiz bir yaşam mücadelesi içindeyiz. Böyle çok pesimist duyuldu, farkındayım. Ama hayat da her gün bahar bahçe değil, bunu kabul edince her şey biraz aydınlanıyor.

 

Eee, hiç Türk yok mu bu mızıkacılarda dediğinizi okur gibiyim. Olmaz mı? Kanyon kedi. Markaların pazarlama ekiplerine ek mesai yazdıran o ufaklık… Aslında içlerinde en sevdiklerimden biri kendisidir. Kedilere ayrı bayılıyorum. Umursamaz duruşları ki sadece doğalarını yaşıyorlar umursamazlık ne demek bildiklerini sanmıyorum, çok hoşuma gidiyor. Kendisi şu an mızıkacıların en iyi şartlarına sahip desem sanırım yanlış olmaz. Eğer ziyaret etmek isterseniz Kanyon AVM girişinde onunla ve hatta kedi dostlarıyla selamlaşabilirsiniz.

 

Geçmişin distopyası dedim durdum. Belki yüz yıl sonrasının da ütopyasıyızdır kim bilir? Proteo, Pars, Ateş, Magnet, Rex, Bolt, Mila, Alex ve daha nicelerine saygı ve sevgiyle,

 

Pocket of Creativity